Eğer hastalık sırf diş etlerinde ise yani altında ki çene kemiğine ilerlememiş ise buna iyi bir bakım iyi bir temizlik hastaya da ağız hijyenini yani ağzını nasıl temizleyeceği öğretilir. Bu öğretinin de doğru olup olmadığı kontrol edilir. Ve böylece iyi bir bakımla kanama önlenebilir. Ama eğer hastalık diş etinden de daha ilerlemiş ise diş etinin altında ki çene kemiğine de geçmiş ise sırf temizlik ile burada ki kanamayı kontrol etmenin imkânı yoktur. Eğer diş etinin altında ki dokulara geçmiş ise ortalama olarak boyutu 2 3 mm yi geçmiştir. Diş fırçası ile 2 3 mm nin daha derinlerine inerek diş eti ile dişin arasına girerek, oraları temizlemek mümkün değildir. Bunun için bir ekip yardımıyla buraların temizlenmesi tahrip olan dokuların temizlenmesi hastalıklı olan dokuların sağlıklı hale getirilmesi, ondan sonra da her şey kontrol altına alındıktan sonra da bunun korunması lazımdır. Sabah kahvaltıdan sonra akşamda en son ediğimiz yemekten sonra da ortalama 2 kere dişlerimizi diş etlerimizi fırçalayacağız. Dişer arasında kalan birikintileri de fırçanın ulaşamadığı yerlerde ki birikintileri de yardımcı apareylerle temizleyeceğiz.
Diyelim ki tedavi ettirmedik ne olur bunun cevabı hastalık daha da ilerler. Her hastalıkta olduğu gibi hastalık ilerler. Hastalık ilerlerken en son nokta nedir dişin kaybı. Diş çene kemiği içerisinde çene kemiği tarafından tutulur. Üstünde de bir et ile bu desteklenir. Eğer hastalık ilerler ise kanamayı tedavi ettirmesek zaman içerisinde bu çene kemiği erir dişler sallanmaya başlar sallandıktan sonra fonksiyon göremez. Ağız da şişler meydana gelir. Ve mecburen de bu dişleri ağız ortamından uzaklaştırırız. Yani çekeriz veya da kaybederiz. Bu çekim zamanı arasında da diş etleri şiştiği için iltihap meydana geldiği için ve bu iltihabın meydana geldiği yerlerde de diş eti cebi dediğimiz dişlerle diş eti arasında oluklar meydana geldiği için de bura da yemek artıkları birikir. Yani ağız hem kokar hem şişer hem renk değiştirir hem kanar. Yediğimiz yemeklerden de zevk alamayız. Bura da niye peki insanlar bu şekilde geziyor derseniz, zaman içinde alışıyorlar. Hadisenin öyle olduğunu zannediyorlar. Bunun tedavi edildiğinde ne kadar faydalı olacağını görecekler.
Diş eti kanıyor ise muhakkak herhangi bir sebepten dolayı orda iltihabi bir reaksiyon var demektir. Bu mikro biyel dental dediğimiz bir diş taşı dediğimiz periyodontel bir hastalığın nedenlerinden kaynaklana bilir. Veya da ağza yapılmış kötü bir dolgu kötü bir kronun travmatik etkenlerinden dolayı kaynaklanabilir. Veya da sert bir cisimle diş etini yaralamış olabiliriz. Bu geçici bir kanamaya sebep olabilir. Bu ilerlediği takdirde sert bir gıdayı yerken de olabilir. Diş etlerini emdiğimiz zamanda olabilir. Tükürdüğümüzde de olabilir. Ve bunlar esnasında da kanamalar gözükebilir. Bu her sebepten bir kanama gözüküyor ise mevcut olan hastalığında ilerlediğinin belirtisidir. Genetik faktörlerin etki ettiği diş eti hastalıklarının etkisinin var mı cevabı evet. Birinci faktör mikro biyel dantel plaktır. Genetik faktör bunu etkiler. Bu ne demek iki birey alın. Birinde genetik faktör var birinde genetik faktör yok. Genetik faktör olmayanda diş eti hastalığı daha yavaş ilerlerken daha uzun sürede daha az tahribat yaparken genetik faktör olan bireyde hastalık daha hızlı ilerler ve hastalık hızı ile birlikte yıkım daha kat ve daha çabuk olur.
Hamilelik esnasında hepinizin bildiği gibi onstorojen dengesi değişir. Onstorojen denge yani hormonal denge alanının değişmesine bağlı olarak çok çabuk kanamalar diş etinde şişmeler, iltihabi reaksiyonlar göz önünde birikebilir. Bunlar genellikle geçici bir zaman içerisinde olup, hamilelikten 1 ay sonra onstorojen dengesi normale döndüğünde bu kanamalar bazı bireylerde hamilelikten evvel diş eti hastalığı çok değilse hamilelik döneminde çok önemli şekilde yapmış ise bir problem meydana gelmeden tekrar diş etleri düzelebilir. Hamilelikten evvel diş eti hastalığı var ise ve hamilelik döneminde de çok iyi bir şey yapmamışsa hamilelikten sonra diş etinin tedavisine ihtiyaç olan bir durum ortaya çıkar.
Verilen bilgiler bilgi amaçlıdır size en iyi sağlık hizmetine ve danışmanlığını Doktorunuzun vereceğini unutmayınız.
Son günlerde siyasi ploemiğinde gündeminde olan tv kahramanı erzurumlu teyyo pehlivan nüktedar sözleriyle inanılası yalanlarıyla güldürmeye devam ediyor
Bayramları Müslümanlar sevinç içerisinde geçirmelidirler. Güler yüz içerisinde geçirmesi gerekirler. Temiz kıyafetlerle insanlar bayrama hazırlanmalıdırlar. Sabahın erken mesela bir bayram öncesini hesaba katarak erkenden kalkmalı tertemiz giyinmeli ondan sonra kurban bayramının aksine ramazan bayramı öncesinde Müslüman ağzına bir şeker veya hurma alabilir. Şeker bayramı denmesinin sebeplerinden biri bu olabilir ama bu buna fıtır bayramı denir. Orucu bitirmiş olması ve yemeğe izin çıkması fıtır. Fıtır bayramı denilmiştir. O yüzden bu bayramı sevinç neşe içerisinde hem yakınlarımız la hem büyüklerimizle hem küçüklerimizle kaynaşaraktan geçirmemiz gerekir. Bu bize peygamberimizin hem de diğer büyüklerimizin tavsiyeleridir. Umarım ki bütün Müslümanlar bayramı bu şekilde daha güzel bir şekil de geçirirler.
Ramazan da veya ramazan bayramı dışında neleri yapmamız gerekiyorsa neleri yapmamamız gerekiyorsa ramazan içerisinde de bunları yapmamız veya yapmamamız gerekiyor. Böyle bir ayırım söz konusu olmaya bilir. Belki bayramda biraz daha fazla güler yüzlü olmak büyüklerimizi ziyaret etmek küçüklerimizi belki biraz daha fazla gücümüzün yettiği kadar hediyeler almak, ama ondan sonra insanların kalbini kıracak insanların gücüne gidecek davranışlardan kaçınmak, eğer içimizde dargın olanlar varsa dargın olanların barışmasını sağlamak gibi şeyleri önemsemek gerekir. Bayram için önemli olan şeyler budur. İlave edilecek bir şey ramazan bayramının birinci günüdür belki bizi ilgilendirebilir. Birinci günü oruç tutmamak gerekir. Tahrimen mekruhtur. Ama bayramdır sonuçta illaki oruç tutmamız gerekmez. Yani ramazan bayramı olsun kurban bayramı olsun oruç tutmak gerekmez. Oruç tutulmaması uygundur.